13 Ekim 2011 Perşembe

Buralarda olsalardı Ahmed Arif mi, Nazım Hikmet mi ölürdü kahrından?

Çok iyi bilmek, tüm şiirlerini ezberlemek, dize dize aklında tutmak zorunda değil kimse. Ancak bir "Türkçe öğretmeni", kimse kusura bakmasın ama, bal gibi de Ahmed Arif ve Nazım Hikmet'i birbirinden ayırmak zorunda.
Durup dururken yazmıyorum canım bunları, var tabi olan bir şey. 


Dün kim milyoner olmak ister'i izliyordum. Kafamı dağlara taşlara vurmak istedim. İzleyenler varsa bilirler, yoksa anlatayım. Sorular arasında "sesli" olanı da var. Arkadan ya bir marş veriliyor, ya bir beste vs. her neyse kime ait olduğu soruluyor falan. Dün bir beyefendi yarışmacıydı. Ve soru, "kendi sesinden dinlediğiniz şiir hangi şaire aittir" idi. Ama kendisi bilemeyince, Türkçe öğretmeni olan bir arkadaşını aradı telefon jokeriyle. "Adama baaak ne şanslıı" demiştim, aradığı kişinin mesleğini duyunca. Nereden bileyim gelecek cevabı...
Şiir şöyle başlıyor:


HASRETİNDEN PRANGALAR ESKİTTİM


"Seni, anlatabilmek seni
iyi çocuklara, kahramanlara
seni, anlatabilmek seni
namussuza, halden bilmeze
kahpe yalana.
...
Yokluğun cehennemin öbür adıdır,
Üşüyorum kapama gözlerini..."


Telefondaki saygıdeğer Türkçe öğretmenimiz, dinledi dinledi ve "Nazım Hikmet" dedi. Benim öldüğüm andır o an. Ne bileyim, şiirin başında ismi söylenmeseydi, koskoca bir "hasretinden prangalar eskittim" demeseydi Arif, belki derdim bilememiştir, heyecandandır. Ama yok yok bu da olmuyor, bence bir özür konusu olamaz bu. Yahu biz, lisedeyken büyük şairlerin şiirlerini öğrenirdik. Hep bahsettiğim Raşit hocamız şansımıza bir dize çektirirdi elindeki kağıtlar arasından, hangi şiire ve şaire ait olduğunu söylerdik biz de. Koskoca bir Türkçe Öğretmenliği bölümü okunur, bitirilir ve Hasretinden Prangalar Eskittim nasıl bilinmez gerçekten merak ediyorum.


"İçmek, gözlerinde içmek ayışığını
Varmak, gözlerinde varmak can tılsımına
Gözlerin hani?"


diyerek "Unutamadığım" 'ı yazandır Arif. Hasretinden Prangalar Eskittim'i yazandır.


Sevgilisine, "kaburgamın altın parçası" diyebilen bir yürektir Ahmed Arif'teki. Bilmek gerek, tanımak gerek. 
"Suskun" şiirinde geçer bu dize. Ve ben çok severim. Fikret Kızılok'u da çok çok sevdiğimden, bu şiiri daha bir seviyorum. Çünkü şiirin şu kısmı, Kızılok'un sesiyle daha bir canlanmıştır :


"Rüya bütün çektiğimiz
Rüya kahrım rüya zindan
Nasıl da yılları buldu
Bir mısra boyu maceram...
Bilmezler nasıl aradık birbirimizi
Bilmezler nasıl sevdik
İki yitik hasret
İki parça can..."


Nazım Hikmet'e mi ayıp oldu, Ahmed Arif'e mi bilemedim. Aa, ama pardon. Biz onlara çok daha büyük ayıplar ettik zaten. Bunlar ne ki, değil mi...


Dinlemek isteyen olursa diye: Fikret Kızılok - İki Parça Can


Not, sabah erkenden evden çıkıp akşam 11 gibi evde olabildiğim için canım çıkmış oluyor tahmin edersiniz. Hiç bir yere vakit ayıramıyorum. Merak eden, soran herkese teşekkür ederim. Daha sık vakit bulmaya çalışacağım.



8 yorum:

by tükancı dedi ki...

Henüz ilköğretim sıralarındayken bizi tanıyan büyüklerimiz güya bizi denemek için sorular sorardı.
Bilmediğimiz zaman da ilk yaptıkları öğretmenlerimize küfür etmek olurdu, öğretememiş bişe diye.
Şimdi bende bu Türkçe öğretmeninin öğreticisine aynı şeyi yapmayacam tabi, diyeceğim şu; böyle şiirlerimizi ve şairlerimizi bilmek için okullar bitirmek yada öğretmen olmak gerekmez.Bunlar bizim değerlerimiz, kültürümüz ve tarihimiz.
Tabiki de burda devreye yine sistem giriyor.Sıradan olmayı reddeden ama hepsi de sırada olan bireyler, kendilerine yetecek diplomayı öyle yada böyle alma peşine düşüyor, tarihi ve kültürü o kadar da önemsemeyerek.
Sonunda da en kolay yaptığımız şeyi yapıyoruz, önce aklımız ersin ermesin hemen her konuya bir yorum yapıyoruz, yetmediğimiz yerde küfrediyoruz herşeye.
Bizim buralar da "gadamı alsın o" diye bir tabir vardır, kelime anlamı olarak uymasa da "kurban olsun o bana" şeklinde kullanılır.
O öğretmende Ahmed Arif`le Nazım Hikmet`in gadasını alsın, boşver.

Esra Dilara AKMAN dedi ki...

çok haklısın, okullar bitirmeye gerek yok. kesinlikle aynı fikirdeyim. ama bitirmişken de bi' zahmet bilseler değil mi? gerçekten merak ediyorum hani lafta değil, ne öğrettiler onlara fakültedeyken... ah bu kadar mı basit her şey... bu kadar mı değersiz...
kıymet diye bir şeyin var olduğu bir dünya istiyorum ben, çok mu?
alsın alsın ustaların gadasını hanımefendi :)

Anıl Bilir dedi ki...

Aynı olayı bende kişisel blog sayfamda dile getirdim. Yazık böyle öğretmenlere, çocuklarımızı bunlaramı emanet edeceğiz biz?

http://www.qanser.com/hasretinden-prangalar-eskittim/

Esra Dilara AKMAN dedi ki...

Ettik bile sanırım, çok üzülerek söylüyorum... Birilerinin daha benim gibi düşündüğünü görmek güzel, teşekkür ederim.

Anıl Bilir dedi ki...

Evet bende benim gibi düşündüğünüzü gördüğümde çok şaşırdım. Siz isimleri pek yazmak istememişsiniz sanırım ama ben yazmak istedim. Size nasıl ulaşılır Esra hanım?

Esra Dilara AKMAN dedi ki...

isimleri pek hatırlamıyordum o yüzden yazmadım. ne için ulaşmak istediyseniz, buradan yazabilirsiniz.

Anıl Bilir dedi ki...

Öncelikle tanışma ve devamında bir blog arkadaşlığı kurmak isterdim. Yazılarınız ilgilimi çekti, sizinle çalışmak isterdim.

Esra Dilara AKMAN dedi ki...

yazılar ile ilgili yorumlar için teşekkür ederim. burada yazdıklarımdan başka pek bir şey düşünmüyorum, çok teşekkür ederim